ALANYA SULAR ALTINDA KALDI

bu bir Afet mi, İhmal mi?

bu bir Afet mi, İhmal mi?
Tonlarca yağmur yağdı.
Dağlardan inen sel, önüne ne kattıysa aldı götürdü. Deniz kahverengiye döndü. Özellikle Alanya Belediyesi önünde denizin içi heyelan toprağıyla doldu. Sahiller çöp yığınına döndü. Seralar sular altında kaldı.
Bu bir manzara değil.
Bu bir uyarıdır.
Evet, yağmur Allah’tan gelir. Afet kaderdir diyebiliriz. Ama tedbirsizlik kader değildir. Plansızlık kader değildir. Dere yataklarını daraltmak, imarı hoyratça kullanmak, altyapıyı yıllarca ertelemek kader değildir.
Bugün Alanya’da yaşanan tablo sadece bir yağışın sonucu değildir; yıllardır ötelenen önlemlerin, ertelenen yatırımların, “bir şey olmaz” anlayışının sonucudur.
Yaralar Hızla Sarılmalı
Öncelikle gerçekçi olalım:
Zarar büyük. Seralar su altında. Çiftçi borçlu. Üretici çaresiz. Esnaf tedirgin. Turizm sezonu kapıda.
Yerel yönetimler ve devlet, ivedilikle sahaya inmeli.
Hasar tespiti hızlı yapılmalı.
Zarar gören üreticiye faizsiz kredi, hibe ve yapılandırma sağlanmalı.
Altyapı eksikleri gecikmeden tamamlanmalı.
Çünkü bu sadece bir “sel haberi” değildir. Bu ekonomik bir dalgadır. Bugün serası su altında kalan üreticinin ürünü yarın pazarda eksik olacak.
Pazardaki Fiyat Artışı Neden?
Bugün pazara giden vatandaş fiyatlara bakıyor ve soruyor:
“Bu domates neden bu kadar pahalı?”
Cevap çok net:
Üretim zarar gördü.
Sel suları sadece toprağı sürüklemedi; emeği de sürükledi.
Meyve, sebze, fide… Hepsi zarar gördü. Arz azalınca fiyat yükselir. Bu ekonominin en basit kuralıdır.
Ama tüketici cebini düşünür. Haklıdır da.
Kimse doğa olayını hesap ederek alışveriş yapmaz. İnsan evine ekmek götürmek ister.
İşte tam burada devletin ve yerel yönetimlerin sorumluluğu devreye girer.
Üreticiyi ayakta tutmazsan, tüketici de ayakta kalamaz.
Sahiller Neden Çöp Yığınına Döndü?
Bir başka acı gerçek:
Yağmur sadece toprağı değil, bizim attığımız çöpleri de denize taşıdı.
Demek ki sorun sadece yağmur değil.
Sorun, bilinç.
Dere yataklarına atılan atıklar, bilinçsiz yapılaşma, kontrolsüz hafriyat…
Doğa günü geldiğinde hepsini geri veriyor.
Şimdi soralım:
Bu şehir yağmura hazır mıydı?
Altyapı yeterli miydi?
Dere ıslahları düzenli kontrol ediliyor muydu?
Eğer cevap “tam olarak evet” değilse, o zaman burada konuşulması gereken şey sadece afet değil, ihmaldir.
Su Geliyor Ama Kullanmayı Bilmiyoruz
Önümüz yaz.
Bugün bol yağış var diye seviniyoruz. “Barajlar doldu” diyoruz.
Ama biz suyu yönetmeyi bilmiyoruz.
Türkiye su zengini bir ülke değil.
Kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı, su stresi yaşayan ülkeler kategorisinde.
Bugün sel felaketi yaşıyoruz, yarın kuraklık konuşacağız.
Çünkü planlama yok.
Tasarruf bilinci yok.
Tarımda vahşi sulama devam ediyor.
Evlerde su israfı sürüyor.
Sel bize şunu söylüyor:
Doğa ile inatlaşamazsınız.
Ya uyum sağlarsınız ya bedel ödersiniz.
Bu Bir Dönüm Noktası Olmalı
Alanya sadece turizm şehri değildir.
Alanya üretir.
Alanya tarımdır.
Alanya emektir.
Eğer bugün yaşanan bu felaketten ders çıkarmazsak, yarın daha büyüğünü yaşarız.
– Altyapı güçlendirilmeli.
– Dere yatakları bilimsel şekilde düzenlenmeli.
– Heyelan risk haritaları güncellenmeli.
– Kıyı temizliği hızla yapılmalı.
– Tarım sigortası teşvik edilmeli.
– Su tasarrufu konusunda halk bilinçlendirilmelidir.
Bu iş sadece belediyenin, sadece devletin, sadece vatandaşın işi değil.
Bu iş hepimizin meselesi.
Yağmur Allah’tandır.
Ama tedbir insandandır.
Eğer biz tedbiri almazsak, doğa kendi kuralını uygular.
Ve doğanın kanununda torpil yoktur.
Alanya bugün yaralı.
Bu yarayı sarmak da, bir daha açılmamasını sağlamak da bizim elimizde.
Susarsak sadece su değil, gelecek de akar gider.
Dim Çayı Taştıysa, Sadece Su Değil Vicdanlar da Taştı
Bu yaşanan sadece bir sel felaketi değildir.
Bu, yıllardır göz göre göre büyüyen bir düzensizliğin sonucudur.
Turistik diye göz yumulan, dere yatağına kadar sokulan derme çatma çardaklar…
Demir yığınları, kaçak platformlar, gelişi güzel kurulan yapılar…
Sel geldiğinde doğa şunu söyledi:
“Burası benim yatağım.”
Ve aldı götürdü.
Çardaklar Denize Kadar Sürüklendi
Dim Çayı içinde yıllardır kurulan, çoğu mühendislikten uzak, plansız yapılar sele dayanamadı.
Tonlarca demir yığını, masa, platform, atık malzeme sürüklendi.
Pislikler denize kadar ulaştı.
O görüntü sadece çevre felaketi değil, bir yönetim zaafının fotoğrafıdır.
Sormak gerekiyor:
• Bu yapılar ruhsatlı mıydı?
• Denetimler düzenli yapıldı mı?
• Dere yatağı işgal edilirken kim neredeydi?
Doğa denetim yapmaz.
Doğa tahliye kararı çıkarmaz.
Doğa uyarı yazısı göndermez.
Doğa direkt uygular.
Köy Yolları Kapandı, İnsanlar Mahsur Kaldı
Heyelan yüzünden köylere ulaşan yollar kapandı.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Bu; bir hastanın ambulansa ulaşamaması demektir.
Bu; çiftçinin ürününü pazara götürememesi demektir.
Bu; bir çocuğun okula gidememesi demektir.
Afet sadece su değildir.
Afet, hayatın durmasıdır.
Eğer riskli bölgelerde önceden sağlam tahkimat yapılmadıysa,
eğer heyelan haritaları ciddiye alınmadıysa,
eğer kırsal yollar güçlendirilmediyse,
o zaman bu tablo sürpriz değildir.
Turizm mi, Doğa mı?
Alanya turizm şehridir, evet.
Ama turizm demek doğayı betonla kaplamak değildir.
Turizm demek dere yatağına demir çakmak değildir.
Alanya’nın en değerli hazinesi denizi, çayı, dağıdır.
Eğer biz kısa vadeli kazanç uğruna doğayı zorlarsak,
doğa bir gün faturayı keser.
Ve o fatura ağır olur.
Bugün sel demir yığınlarını aldı götürdü.
Yarın can almadığına şükrediyoruz.
Ama şunu açık söyleyelim:
Bu işin şakası yok.
Artık Üç Şey Yapılmalı
1. Dere yatakları kesin çizgilerle korunmalı.
2. Kaçak ve riskli yapılar göz yummadan kaldırılmalı.
3. Afet öncesi planlama, afet sonrası temizlikten daha önemli hale getirilmeli.
Belediye, ilgili kurumlar, çevre birimleri, devlet…
Herkes masaya oturmalı.
Bu yaz sezonuna sadece sahil temizleyerek girilmez.
Bu yaz sezonuna güven vererek girilir.
Son Söz
Sel bize şunu öğretti:
Doğaya rağmen değil, doğayla birlikte yaşamak zorundayız.
Bugün sürüklenen demir yığınları aslında ihmallerin sembolüdür.
Bugün kapanan köy yolları aslında eksik planlamanın sonucudur.
Eğer ders almazsak,
bir sonraki yağmur sadece çardakları değil,
umutlarımızı da sürükler.
Artık mazeret zamanı değil.
Artık ciddiyet zamanı.
Saygılarımla.